- Zihin ve enerji akışımızı tıkayan en güçlü blokajlar kontrolcülük ve suçluluk duygularıdır. Kontrolün elimizde olduğunu sanırız ve daima kontrol etmek isteriz. Bu büyük bir yanılsamadır. Ve bir güç arzusudur. Hükmetme isteğidir ve bizi içten zehirler. Bizler içeriden veririz ve verdiğimizi dışarıdan aynı tonda alırız. Özümüzü keşfedemedikçe bu bizi bir kısır döngüye sokar. İstemediğimiz şeyleri hayatımıza çektikçe bunu değiştirmek, kontrol etmek isteriz. Ancak dış etkenler üzerinde hiçbir kontrolümüz yoktur. Yönetim içeriden çalışır. Yönetimin büyük darbecisi suçluluk ve kendini bastırma duygularıdır. Böylece keşif sahan daralır. Sorgulama sistemin kısıtlanır. Ve gözlem fırsatını kaçırarak kendi hapishanende mahkum olursun. İnsan başına gelenleri kendinin dahi dışına çıkıp izleyerek sükûnetle gözlemlemeyi başardığı noktada ancak sistemin işleyişini idrak edebilir ve hükmedebilir. Bu duygu durumuna erişen kişi beşeri ve maddi duygulardan, hırslardan, acılardan ve yanılsamalardan ayrışır. Doğru olan, bir sezgi gibi gelir ve kendiliğinden bizi bulur. Ruh kendini yönlendirebilen özgür bir enerjidir. Onun kısıtlayıcısı ise dünyevi bedenimiz ve insani zaaflarımızdır. Sarsılmaz bir irade ile kendinin dışında durabilen ve duygu durumlarından etkilenmeden gözlemleyebilen insanlar. Ruhunun rehberliğine otomatik olarak izin vermiştir. Özümüz şaşırtıcı ölçüde bize yol göstermek için başından beri çırpınır. Bizler aldatıcı duygulara kapılıp bu sese kulaklarımızı tıkarız. Suçluluk duygusu ile kendimizi kalıplara sokar yargılar ve kendi ışığımızı çalarız. Işığını kaybeden kişi öldüğünde, ebediyen ölüp hiçliğe karışır. Işığı ile özdeşleşen kişi için ölüm yoktur.
5 Şubat 2026